Ana Sayfa Yazarlar 20.08.2020 367 Görüntüleme
KİBİR

KİBİR

1915-1990 yılları arasında Anadolu’da yaşayan Malatya/Darende’li Nakşibendi-Halidi Şeyhi Osman Hulusi Efendi, yazmış olduğu bir şiirde, kendi sanılarıyla kibirlenen insanlara şöyle seslenmektedir:
“Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma,
Sen hak için âlemin kölesi ol, kulu ol.
Nefsin hevası ile mağrur olup aldanma,
Yüzüne bassın kadem, her ayağın yolu ol.
Güneş gibi şefkatli, yer gibi tevazulu,
Su gibi sehavetli, merhametle dolu ol”.

Siz peki, hiç karşılaştınız mı kibirli bir insan ile?
Bir düşünün.
Büyük olasılıkla karşılaşmış olabilirsiniz.
Kibirli kişiler, hangi konu olursa olsun, neredeyse her zaman ve her koşulda haklı olduklarını düşünürler. Çevrelerindeki insanları hor ve hakir görmek, onların düşüncelerini küçümseyip karşısındakilere üstünlük taslamak, kendi kendilerini herkesten üstün görüp taparcasına kendilerini sevmek, kısacası kendini beğenmişlik en önemli karakteristik özelliklerindendir.

İlk insanın yaratılışına ait, İblis’i “Şeytan’a” dönüştüren hikâyede, kibir şöyle anlatılır:
“Kibir yüzünden İblis’in secde etmeme inadı doğmuştur; Melek konumunda iken tüm
nimetleri kaybeder ve İlâhî huzurdan da kovulur.”

Mevlâna ise, kendi sanılarıyla kibirlenen insanları,
“Kendini (haddini) bilmeyen insanlar” olarak tanımlar!
Mevlâna’ya göre Zât-ı Ulûhiyet’e mahsus büyüklük, bir kalp hastalığıdır…
Etrafını hakir görme hastalığının davranışa dönüşmüş halidir.

“Hastalığın tesiriyle”, kendisi dışında meydana gelen hiçbir güzelliği ne görmeye ne de duymaya tahammül edebilir.
Başkalarını ayıplamaya, küçük düşürmeye ve gıybete vesile olur…

Kibirli insanların hem kendilerine hem de çevrelerine zarar verebilecek kadar aşırı gururlu oldukları, kendilerini zor bir durumda hissettikleri anlarda kontrol edilemeyen davranımlarda bulunabildikleri de bilinmektedir.

Kendi yetenek ve faziletlerine o kadar aşırı bir değer biçerler ki, bulundukları konumda vazgeçilmez becerileri olduğundan dolayı bulunduklarına, insanların konumlarına değil de bu üstün yeteneklerine değer verdiklerine şiddetle inanırlar kibirli insanlar.

Kibre vesile olan bazı temel etmenler vardır…
Konum,
Makam,
Mevki,
ve Bilgi!
Bilgi, belki de kibrin etmenlerinden en tehlikelisi…
Bazı insan bilgilenir.
Bilgisini kendi nefsini tanımak için harcar…

Kalp ve mana, ehli ariflerden birine dönüşür…
Bir diğeri bilgisiyle bencilliği,
Kendini beğenmeyi,
Kendini büyük görmeyi adet edinir.
Neticede fıtratına yabancılaşır ve kibre doğar.

Friedrich Nietzsche, kibrin orijinal görünme korkusu olduğunu belirtir.
Oldukça ufak konular bile kibirli insanları sinirlendirir. Onları yüceltmediklerinizi görürler ve farklı düşüncelere sahip olduğunuzu, kendileri için rakip olabileceğinizi düşünürlerse, sizinle zıt düşüp çatışabilmek ve sizi uzaklaştırabilmek maksadıyla bahaneler arar ve üretirler.

Hegel ise, tek emeğin tinin soyut emeği olduğunu belirtir; İnsan “kendi”si olanın ne olduğunu iyi kavramalıdır. Çünkü kalıcı olan, yani anlamlı olan emek, devindikçe içeriğini oluşturandır, dışsal olan değil!

1955-2011 yılları arasında yaşayan, bilgisayar endüstrisinin önderlerinden, Apple Computerin kurucu ortağı, Next Computer ve Pixar Animasyon Stüdyolarının da kurucusu olan Steven Paul Jobs’un aşağıdaki sözleri ile bu yazımıza bir nokta koyalım:

“Eninde sonunda öleceğimi düşünmek, yaşamda büyük seçimler yapmama yardımcı olan en önemli etkendir. Çünkü yaşadığımız dünyaya ait tüm beklentilerimiz, gurur, kibir, başarı, başarısızlık gibi, bu dünyanın sözüm ona önemli işleri, ölüm söz konusu olduğunda bir anda tüm önemini yitiriyor, tam anlamıyla kocaman bir ‘hiç’ oluveriyor…”

 

 

 

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği: Prof. Dr.


Tema Tasarım |