Ana Sayfa Yazarlar 27.05.2020 197 Görüntüleme
ÖTEKİLEŞTİREREK, ÖTEKİLEŞİYORUZ!

ÖTEKİLEŞTİREREK, ÖTEKİLEŞİYORUZ!

Son dönemde sıkça kullanılan söylemlerden biri bu “ötekileştirme”. Peki, nedir bu ötekileştirme kavramı? Öteki kelime kökünden türetilmiş olan ötekileştirme, bizden farklı olanlar için kullanılan ve içersinde önyargı ve kalıp yargıları barındıran; genellikle olumsuz anlamda kullanılan toplumsal bir kavramdır.

Ötekileştirme bilinçli veya bilinçsiz olarak günlük yaşamımızda sıkça başvurduğumuz bir olgudur aslında. Ötekileştirme milletler, devletler, ırklar, meslekler, cinsiyetler, dinler, mezhepler vb. gibi hayatımızda sürekli olarak karşımıza çıkar. Karşımıza çıkan bu ötekileştirme bilinçsiz olduğu kadar bilinçli yapılan bir eylemdir. Bizim burada ele almamız gereken asıl konu ise bilinçli bir şekilde yapılan ötekileştirme kavramıdır. Bilinçli yapılan ötekileştirme; toplumsal bütünleşmenin, farklılığımızın ortaya koyduğu zenginliğimizin önündeki en büyük engeldir. Bu engel, toplum olarak kültürel yapımızı ve birey olarak sosyal yaşantımızı olumsuz yönde etkilemektedir.

İnsanlık tarihine baktığımız zaman, insanlığın yeryüzünde yaşam formlarını oluşturması ile birlikte ötekileştirme de başlamış bulunmaktadır. Günümüzde en fazla ötekileştirmeye maruz kalanlar mezhepsel ve ırksal ötekileştirmenin yanında; bedensel engel, cinsiyet, siyasi eğilimler, eğitim, gelir, bölge, semt, meslek, zekâ, yetenek gibi alanlara da yayılmıştır.

Mantık dilinde ötekileştirmeye, temelsiz tümevarım denir. Söz gelimi bir kasadan üç çürük elma çıktığı zaman kasadaki bütün elmalar çürüktür dersek, temelsiz ve geçersiz bir tümevarım yapmış oluruz değil mi?

İnsan, toplum denilen sosyal bir ortamda gözlerini hayata açan bir varlıktır. Bu varlık, ilk toplumsallaşma sürecini; ailesi başta olmak üzere, yakın arkadaş çevresi ve yaşamış olduğu toplumun kültürel yapısından esinlenerek tamamlar. İnsan, içinde doğduğu toplumsal gerçeklikler, değer yargıları, inanışlar, beğeniler, tercihler, örf ve adetler büyük ölçüde onun “kim olacağını” yani “sosyal kimliğini” belirler. Kısacası sosyal kimliğimiz; inançlarımız, değer yargılarımız ve kültürel öğelerimiz yaşadığımız toplum tarafından belirlenip şekillenir. İşte bu yüzdendir ki yaşamış olduğumuz toplumu ‘’biz’’ ve bu ‘biz’’in karşısındakini öteki olarak atfederiz. Toplumsal ötekileştirmeye buradan başlayıp genişleterek devam ederiz. Hatta bu ötekileştirmeyi, sözel olmaktan çıkarıp davranışımız haline getiririz ki işte bu en tehlikelisidir. Toplumsal, etniksel, sınıfsal, mezhepsel, ideolojik, cinsel çatışmaların ve ayrışmaların sebebi, toplumsal bütünleşmenin engelidir.

Serdar Saatman’ın yazıp yönettiği ‘Son Zenne’ oyunundaki bir söz çok hoşuma gitmişti. Bunu sizlerle paylaşmak isterim:

‘Hayatımızın içinden geçenler…
Üçü de tanıdık.
Çok yakınımız da olsa görmezden geldiklerimiz, hatta yok saydıklarımız…
Ama asla kaçamadıklarımız…
Çünkü onlarda biziz, hepimizden birer parçadır onlar.
Onlar demek bile ayıbımız; insanız çünkü, aynı hamurdan yoğrulduk farkında mısınız?’

 Farklı olarak algıladığımız, kendimiz gibi olmadığına hükmettiğimiz her şeyi ve herkesi acımasızca eleştirme, hor görme, hatta lanetleme hakkına hiçbirimiz sahip değiliz. Sadece empati kurarak, diğerlerinin duygularını/düşüncelerini anlamaya-anlamlandırmaya çalışarak hoşgörü temelli bir toplumsal yapı ve hoşgörü toplumunu kendi yakın çevremizden başlayarak, tüm dünyada kurabiliriz değil mi?

Unutmayalım ki; ötekileştirdikçe, ötekileştirdiklerimizce ötekileştiriliyoruz!

Ötekileştirmeden bütünleşmeye doğru giden bu yolda, farklılıklarımızı zenginliğimiz kabul edip yola çıkabilmek, erdemli bir davranış olacaktır bizim için…

Sevgi ve saygılarımla siz değerli okurlarımızı selamlıyorum.

Hasan ODABAŞOĞLU

Sosyolog

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği: Sosyolog


Biografi Yazısı Kısa

İlginizi çekebilir

Çocukluğum…

Çocukluğum…

Tema Tasarım |