Dijital Dünya
Paranın, makamın, mevkinin, malikanelerin malvarlıklarının fayda etmediği, şu günlerde gözümüzle bile göremediğimiz bir virüsle savaş için tüm dünya ile birlikte evlerimize hapsolduk. Herkes evlerinde ve sürecin nasıl gideceğini merakla bekleyip, virüsten kurtulmanın çaresini aramakta. Bugüne kadar dünyada yaşanan felaketleri ve savaşları sanal dünyadan 5 dakika haberler aracılığıyla filim sahnesi gibi izleyip daha sonra unutup günlük koşuşturmanın içinde kaybolan insanoğlu şimdi aynı yaşam mücadelesini yürütmek için evlerinde beklemeye başladı. Çünkü vürüsle birlikte, sanal ortamda dijital olarak gördüğü birkaç dakikalık savaşın ve yıkımın gerçek yüzüyle şimdi kendisi tanıştı. Ölüm ilk defa bu kadar yakınımızda. Yaşadığımız sokaklarda gezmekte, bazende en yakınımızın hayatını tehdit etmekle meşgul. Günlük iş ve geziler bir kenara bırakıldı. Hem sağlık açısından hemde ekonomik açıdan yıkım ilk defa bizim kapımızı araladı. Kapı eşiğinde duran virüs ya hepimizi ezip geçecek yada hep birlikte el ele vererek eskiden olduğu gibi BİZ demeyi başararak bunun da üstesinden geleceğiz. Çok sosyalleştiğimizi sandığımız aslında bir çok değerimizi yerle bir ederek, birileriyle yarış içerisinde olduğumuz sanal dünyamızda bir anda durdu. Ve bizlere virüsle ilgili kara haberler vermeye başladı. İlk defa işgal ettiğimiz makamların boşluğunu, para kazanacağız diye vakitlerinden çaldığımız çocuklarımızın varlığını hissettik. Hemde hiç olmadığı kadar. Makamlara seçimle getirdiğimiz insanların da yeterli olup olmadığını, onların yanlarına atanan müdürlerin veya danışmanlarında bu süreçte topluma ne kadar faydalı olup olamadığını gördük. Aynı zamanda “Medeni” sandığımız ama medeniyetten nasibini alamamış Avrupa’nın da Mehmet Akif Ersoy’un söylediği gibi “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” sözünün tüm Avrupa ülkelerinde kulakları, yürekleri tırmalarcasına haykırdığını duyduk. Yeni dünya düzeninin ve dijitalleşmenin getirilerinin Avrupayla birlikte bir çok birliğinde temellerini sarstığına şahit olduk. NATO’nun merkezi sayılan İtalya’nın göbeğine Rus askeri yardım konvoylarının girdiğini gördük. Avrupa’nın insani görünen yüzünün canavarlığı ile tanıştık. Aynı zamanda toplum olarak fabrika ayarlarımıza dönmeye kendi kültürümüzle yeniden tanışmaya, yardımlaşmanın genlerimizde halen varolduğuna şahitlik ettik. Medeni Avrupa yaşlıları ölüme terk ederken devletimizin yardım elini uzattığını göğsümüz kabararak sosyal medya araçlarından takip ettik. Kaygı ve karmaşa yerine birlikte başarabileceğimizin farkına vardık. Silkelenip bireyselliğimizi bir kenara bırakmadan başarılı olamayacağımızı da anladık. Kafe veya bu tarz yerlerin değil de evde pişirilen geleneksel yemeklerin ve içececeklerin lezzetini hissederek kültürümüze bir kez daha sarıldık. Aslında çok tüketmek yerine kanaat ederek tükeymeyi ve evde üretebilmeyi yeniden öğrendik.
Yeni bir dünya düzeni kurulurken, hayatımızın her aşaması izlenip, takip edilip ona göre tüketim algısı bizlere yeniden yüklenirken, farkettiklerimizi unutmadan, birlikte üreterek yeni dünyayı kendi kütürümüzle, sanatımızla ve tarihsel bağlarımıza sahip çıkarak yeniden inşaa etmeliyiz. Çünkü biz bize yeter de artarız. Devlet olarak toplum olarak bizim dışımızda olanlara da yardım elini uzatarak bu dönemde bunu ıspatladık. Yeni kurulan dijital dünyanın olanaklarını bu değerlere sahip çıkarak ve yapılan her şeyi bu değerlerle örtüşecek şekilde yeniden üreterek varlığımızı sürdürmeye ihtiyaç duacağımız bir evrenin içine giriyoruz. Sosyal mecraların bizlere sunduğu her şeyi yeniden sorgulayarak yeni düzene geçiş yapmalıyız. Aksi halde bizlere sosyal mecralarla dayatılan ve tüm algımızı yöneten sistemin kölesi olmaya, ürettiğimizden fazla tüketmeye devam edersek yeni kurulan dünya eskisinden daha keskin bir şekilde bizleri yok edecek, kendi kültürel yapısı içinde tüketim toplumu haline getirerek tarihin yok olmuşlar çöplüğünde bizlerinde yer almasını sağlayacaktır. Böyle olmak istemiyorsak, dijitalleşen dünyanın sosyal mecralar aracılığıyla bizlere sunduğu her şeyi sorgulayarak ve kendi değerlerimizle örtüştürerek her şeyde ihtiyacımız kadarını kullanmak ve tüketmek zorundayız. Varsın Sözde medeni Avrupa ve dünya devletleri çıkar dünyalarına hizmet edecek şekilde insanları kullanıp, Thomas Hobbes’un söylediği gibi; “insan insanın kurdudur” önermesini dayatmaya devam etsinler. Varsın küresel güçler ve çıkar guruplarının temel aktörleri etik kuralları çiğneyip Machiavelli’nin söylediği gibi ;“Amaca giden her yolu mübah” saymaya devam etsinler. Bizler kendi kültürümüzle ve yaşam biçimimizle bağdaşan, “Veren el alan elden üstündür” söylemine sadık kalarak, mazluma ve ihtiyaçlıya yardım elini uzatan devlet ve toplum olarak yolumuza devam edelim. Ve unutumalayım ki dijital dünya aslında hiçbir şeyi bizlere bedava sunmuyor. Eskiden on alıp bir sunan yeni dünya, belkide şimdi yüz alıp bir sunacak. Yeni dünyayı ve dijitalleşen hayatımızı algılamak için Platon’un söylediği gibi “gerçekleri öğrenmek için hayatında bir defa olsun tüm bildiklerinden şüphe etmelisin” söylemini hep canlı tutarak, yeni dünyayı adım adım tanıyarak hareket edelim. Yeniden BEN’likten sıyrılarak BİZ olarak yürüyerek, değerlerimizi yaşatarak, yeni dünyada varolmak için çabalayalım.
Sağlıcakla kalmanız dileğiyle.
Yrd. Doç. Dr. Muharrem ÖZDEMİR
Benzer Yazılar
-
Hatıraların Kadim Muhafızları
-
İyi Kalmak
-
Kadının Onuru, Medeniyetin Kalbidir.
-
Sükûnetle Yürümek
-
EY DOST
-
SEÇTİKLERİMİZ BİZE LAYIK OLACAKMIDIR?
-
KAPILAR…
-
Herkesin konusu: “KKTC ‘deki Seçimler” Şahsımın konusu: “Aidiyetlik”
-
Sokağın Sesimi ? Yoksa Muhalefetin Trolümü ?
-
Dr. Mehmet Çoban’ın kaleminden
-
EVRENSEL OLANLA BÜTÜNLEŞMELİYİZ ÜYOPYAMIZI ÜRETEREK…
-
İmgelerle var olmak ya da olmamak