Sükûnetle Yürümek
…Kendine Dönen Bir İç Yolculuk…
İnsanın en güvenli limanı, kapıları dış dünyaya kapalı, anahtarları sadece kalbine teslim edilmiş o derin iç sessizliktir.
Kimsenin adını bilmediği, kimsenin izinsiz giremediği o saklı coğrafya…
Dışarıda hayat bağırır.
Zaman acele eder, sesler üst üste biner, beklentiler omuzlarımıza ağırlık yapar.
Günler koşar, geceler yorgun düşer.
Ama bütün bu gürültünün altında, insanın içinde bir yer hâlâ nefes alır: durgun, ağırbaşlı, sabırlı… bir göl gibi.
Üzerine ne kadar taş atılırsa atılsın, derinliği hep aynı kalan bir göl.
Fırtınalar geçer.
Kayıplar olur, kazanımlar anlamını yitirir.
İnsan bazen yıkılır, bazen yeniden ayağa kalkar.
Gürültü diner, alkışlar susar, kalabalıklar dağılır.
Ve insan, en sonunda yine kendine döner.
İşte o anda kalan şey, her zaman aynıdır: sade, gerçek ve sakin.
Gün, ne getirirse getirsin…
Sevinç ya da hüzün, umut ya da hayal kırıklığı.
Her şeye rağmen kendinize küçük bir durak ayırın; zamanın akışında bir virgül gibi, bir iç çekiş kadar kısa, bir niyet kadar temiz.
O durakta durun.
Hiçbir şey olmaya çalışmadan, hiçbir yere yetişmeden… sadece olun.
Kalbin konuşmasına izin verin.
Çünkü kalp, bağırmaz; fısıldar.
Ama ona kulak vermeyi bilen için en doğru yolu gösterir.
Zihnin yükünü sessizce yere bırakın.
Taşımanız gerekmeyen düşünceleri, size ait olmayan korkuları oracıkta indirin omuzlarınızdan.
İçinize bakın, bir çiçeğe bakar gibi…
Aceleyi unutun.
Yargılamayın.
Ölçmeyin.
Eksiltmeyin.
Kırık yanlarınızı budamaya çalışmayın.
Onlar da size aittir.
Eksik sandıklarınız, belki de sizi insan yapan en sahici parçalardır.
Olduğunuz hâliyle barışın kendinizle.
Çünkü insan kendisiyle barışmadan, dünya ile huzur imzalayamaz.
İnsan, dışarıda aradığını eninde sonunda kendi içinde bulur.
Kalabalıkların veremediğini, sessizlik cömertçe sunar.
Gerçek huzur, başka bir yerde değildir; o, zaten içinizde bekliyordur.
Zamanla insan anlar ki her şey kontrol edilebilir değildir.
Ne geleni seçebilir, ne gidenin önüne set çekebilir.
Hayat, insanın avucunda durmaz; ancak kalbine dokunur.
Ve kalp, zorla tutulanı değil, emanet edileni taşır.
Teslimiyet, vazgeçmek değildir.
Teslimiyet, gerçeği inkâr etmeden onunla yürüyebilmektir.
Bazı kapılar ancak kabullenişle açılır.
Ve acı, tek başına öğretmez; onu anlamlandıran bilinçtir.
Fanilik, insanı küçültmez.
Aksine, her ânı büyütür.
Geçici olduğunu bilen kalp, zamanı israf etmez.
Her karşılaşma kıymetli, her vedâ nazik, her selam içten olur.
Bilgelik, çok şey bilmek değil, az şeyin özünü tutabilmektir.
Sözün bittiği yerde başlar.
Ve insan, en büyük değişimleri kimse fark etmeden yaşar.
Yol dediğimiz şey, her zaman ileri doğru uzanmaz.
Bazen içe kıvrılır.
Bazen aynı noktaya defalarca getirir insanı.
Ama her dönüş, aynı insanla olmaz.
Çünkü yürüyen beden değil, bilinçtir.
İnsan yalnız kalmayı öğrendikçe kalabalıklardan korkmaz.
Yalnızlık bir eksilme değil, olgunluğun sessiz dilidir.
Ve iz bırakmak her zaman görünür değildir.
Birinin kalbinde açılan ferahlık, bir cümlede bulunan teselli, bir susuşta hissedilen güven…
Bunlar kayda geçmez belki, ama silinmez.
Nasıl yürüdüğünüz, geriye kalan tek gerçek izdir.
Bilgelik, çok şey bilmek değil, az şeyin özünü tutabilmektir.
Fanilik, insanı küçültmez; aksine, her anı kıymetli kılar.
Ve insan, bunu kavradığında, ölümü değil, yaşamı kucaklar.
Ve insan, en sonunda anlar: Yaşamak, yürümektir; yürürken kalbin hafiflemiş, kimseyi bilerek incitmemiş ve kendinle barışık kalmışsa, bırakılan her iz zaten yeterlidir.
Dr. Mehmet Çoban
Gaziantep, 02.02.2026
Benzer Yazılar
-
Sükûnetle Yürümek
-
YÜREĞİ AYAZ BİZ
-
SEÇTİKLERİMİZ BİZE LAYIK OLACAKMIDIR?
-
KAPILAR…
-
Herkesin konusu: “KKTC ‘deki Seçimler” Şahsımın konusu: “Aidiyetlik”
-
Sokağın Sesimi ? Yoksa Muhalefetin Trolümü ?
-
Dr. Mehmet Çoban’ın kaleminden
-
EVRENSEL OLANLA BÜTÜNLEŞMELİYİZ ÜYOPYAMIZI ÜRETEREK…
-
İmgelerle var olmak ya da olmamak
-
KİBİR
-
BAYRAMLIK…
-
EKİM YAKLAŞIRKEN