Ana Sayfa Yazarlar 24.06.2020 279 Görüntüleme
KOKULARI DEĞİŞİR Mİ DAĞLARIN?

KOKULARI DEĞİŞİR Mİ DAĞLARIN?

Bütün gökyüzü evrenin diye inanır kızılderililer, topraklar işleyenin, hava kıymetini bilenin…

Doğrudur; evrendir hayatın sahibi. İçimizdeki kökleri göz ardı etmeden, sessiz bir boyun eğiş belki.

Yaşadığımız yeri yurt yapmış olmanın duygularını, anıları, çoğullaşmayı hiçe saymadan. Çünkü nerede olursak olalım, dönüş evimize diye rahatızdır, biliriz ki güvendiğimiz öze döneceğiz; tanıdıklarımızın yanına…

Ait olmak bambaşka bir şey insanoğlu için.

Kanımca sahip olmaktan daha önemli sosyolojik olarak.

Çünkü hem bireysel hem toplumsal bir duruş var ait olmakta.

Bireyi biz yapan bir yanı var aidiyetin.

Toplumun içindeki nüvedeyken, büyük denizlere akış var biraz.

Düşünün bir an her şeyi bırakıp, tanıdığınız ve tanımladığınız yaşamınızı, o tanımın o tariflerin yeşerttiği düşleri, umutları bırakıp belki iki bavulla belki hiçbir şey alamadan yanınıza, sevdiklerinizi fotoğraflara, fotoğraflardaki anıları, aşkları cüzdanlara sığdırmaya çalışarak gitmek zorunda kalsaydınız…

Ertesi gün, aynı güneşi farklı toprakların sabahlarında yaşamak mecburiyeti içinde olmak…

Kokular değişir mi? Değişir elbet…

Renkler? Dağların duruşu? Sesler? Değişir…

Belki biraz iç sızısı eklenir, belki biraz yenilik beklentileri…

Ama öncelikle alışmak gerek duygusu büyüyecektir göçmen olanın davranışlarında, alışmak gerek.

Tanımaya çalışmak, size ait olmayan size göre şekillenmemiş her şeyi…

Dünyanın en ciddi, en önemli sorunlarından birisi de göç ve göçmenlik.

Küreselleşmenin hızı, kendine özgü yapılanışı, en ücra yerlerdeki insanları koparıp savuruyor kendi evinden, halkından, topraklarından.

Kolay olmasa gerek, sadece evinden değil bir hayattan ayrılmak için kararlar almak.

Zor koşullarda hatta kimi zaman ölüm-kalım mücadelesiyle yolculukları göze almak. Sonuçta nereden geliniyor olursa olsun bir yerden bir yere gitmek, dönüşünü bilemediğiniz, neyle karşılaşacağınızı bilemediğiniz bir tercih olarak kalıyor size.

Her tercihte bir vaz geçiş yok mudur?

Bir bakıyorsunuz size komşu olmuş, haritada yerini bile bilmediğiniz bir yerden birileri…

Çoğunlukla, daha iyi yaşam koşullarına ulaşmak için, maddi olarak refah için ama en çok çocuklarının “insanca” yaşamasını sağlayabilmek için kopuyor insanlar zorunlu bir gönüllülükle özlerindeki yaşamdan.

Ve hep dönüş hayalleri büyüterek ve hep biraz misafir kalarak bulundukları yeni yerlerde.

Onlar dönelim derken düşlerinin mimarı çocukları, kök salıyor bir tohumun filizlenmesi gibi…

Anılar biriktiriyor; sevdalar yaşıyorlar belki; bir yemeğin tadını, bir çiçeğin kokusunu, bir rüzgârın rengini içselleştirip, bir şarkı seviyorlar dili kendi dili olan…

Çocuklar, gitmenin değil kalmanın sularında yaşamı yakalarken…

Zaman sınırları da değiştiriyor.

Karışıyor, kimdi giden kimdi kalan?

Zorunluluklar vardır; mesela bir sabah göçe mecbur kalmak gibi…

Yeniden dönme inancıyla pencereleri sıkıca kapatmak…

Bahçedeki tavuklara su koymak bolca…

Dönüp köyünün köşesinden son bir kez bakmak gelin geldiği evine; köyün kahvesine, bebeğinin oynadığı avluya…

200 bin küsurdu eline bavulunu bile alamadan kuzeyden güneye; güneyden kuzeye gelen yeşiladada da…

Yaşamayan bilmez ki uyandığınız yerde gece uyumama ihtimali olmanın kahredici ağırlığını; yarattığı güvensizliği; içinizdeki çocuğa çok üzüntüler yaşattığını…

Bir yere, bir sonuca varmayan tek yol belki göç yollarıdır.

Hasretlerin, göçlerin, toprağına uzak düşmenin acısını en yoğun yaşayanlardan Nâzım Hikmet der ki şiirinde:

“…Bir vapur geçer Varna önünden,
uy Karadeniz’in gümüş telleri,
bir vapur geçer Bogaz’a doğru.
Nazım usulcacık okşar vapuru,
yanar elleri…”

İnsanın eli, bir hayali okşarken nasıl yanar bilir misiniz?

Hasretler iyi birer öğretmendir çünkü; hayata ait.

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği: Prof. Dr.


İlginizi çekebilir

Altın Oran

Altın Oran

Tema Tasarım |