LONDON WEATHER
Ana Sayfa Yazarlar 2.04.2026 31 Görüntüleme
Kendime Sadığım

Kendime Sadığım

-

İnsan bazen kendi içine çekilmiş uzun bir cümle gibidir; dışarıdan bakıldığında suskun, içeriden bakıldığında kalabalık.
Ben bu kalabalığı tanıyorum. İçimde taşınan kelimelerin, yarım kalmış duaların, geç kalınmış vedaların ve içime çöreklenmiş sabırların farkındayım.
Hayat bana çok şey öğretmedi belki, fakat şunu öğretti… İnsan en çok kendine sadık kaldığında ayakta durur. Sahip olduklarını küçümsemeden, kaybettiklerini inkâr etmeden, acıyı düşman bellemeden yürümeyi öğrenir.
Ben yürümeyi böyle öğrendim. Yavaş, temkinli ama kararlı adımlarla… Düşe kalka değil; içime baka baka.
Bazen aynaya bakıyorum ve orada sadece yüzümü değil, geçtiğim yolları görüyorum. Omuzlarımda taşıdığım sessiz yıllar var. Gözlerimde söylenmemiş cümleler. Dudaklarımda sabırdan örülmüş bir suskunluk. Kendime şunu fısıldıyorum. Her yara bir kapıdır.
İnsan bazı kapılardan kanayarak geçer ama içeride büyür. Ben büyüdüm. Sessizce, gürültüsüz. Kimse fark etmeden kendimi yeniden kurdum.
İçimde yıkılan her duvarın yerine daha geniş bir pencere açtım. Çünkü öğrendim. İnsan yıkıldığında değil, kendini terk ettiğinde kaybeder.
Ve şunu itiraf ediyorum. Uzun zaman güçlü görünmek uğruna kırılganlığımı sakladım. Dayanıklı kalmak adına içimdeki çocuğu susturdum. Herkes ayakta dursun diye kendi dizlerimin titremesini yok saydım. Sonra fark ettim; insan kendi yorgunluğunu tanımadıkça gerçek bir dinlenmeye ulaşamaz. Bu yüzden artık kendime izin veriyorum. Yorulduğumu kabul etmeye, içimde kabaran dalgaları bastırmamaya, kalbimin ağırlaştığı günlerde suskun kalmaya izin veriyorum. Ve biliyorum ki, sabır, kendini zorlamakla kazanılmaz; sabır, kendine alan açmakla büyür. Nitekim insan kendine alan açtığında, ruh da nefes almaya başlar.
Artık biliyorum; herkesin sevgisi kalıcı değil, herkesin sözü emanet. Bu yüzden kalbimi herkese açmıyorum.
Güvenmeyi seçtiğim insanları dikkatle seçiyorum. Her tebessüm dostluk değil ve her yakınlık samimiyet taşımaz. Kendimi korumayı öğrendim. Duvar örmedim elbette fakat sınır çizdim. Kalbimi cam fanusa koymadım ama herkese de teslim etmedim.
Zirâ insan kendini korumayı öğrendiğinde, başkalarının hoyratlığına mecbur kalmaz. İç huzurunu dışarıdan beklemez; içeride inşa eder.
Ben acıya sadık kalanlardanım. Acıyı kutsadığım için değil; onu hayatımdan söküp atamadığım için de değil. Acıyı tanıdığım için. Bana neyi sevdiğimi, nerede incindiğimi, hangi sınırdan sonra içime kapandığımı gösterdiği için.
Acı öğreticidir. İnsanı küçültmez; derinleştirir, kalbi genişletir. Sessizce konuşur. Ben o sesi dinledim. Kırıldığım yerleri saklamadım. Kederimi başkasının omzuna bırakmadım. Onu taşıdım. Taşıdıkça hafifledi. Çünkü bazı yükler paylaşılınca değil, anlamlandırılınca azalır.
Ve şunu da öğrendim. Hayat bazen insanı en sevdiği yerden sınar. Dualar gecikir, kapılar ağır açılır, bekleyiş uzar. Ama hiçbir şey boşuna değildir.
Geç gelen her şey olgun gelir. Zorlanan her kalp genişler. Sabır beklemekten öte, beklerken bozulmamaktır. Ben bozulmamayı öğrendim. İçimdeki iyiliği saklamayıp, yaşatmayı seçtim.
Kendime telkin veriyorum. Sahip oldukların küçük görünse bile değerlidir. Sağlığın, nefesin, birkaç dostun, gecenin sonunda seni bekleyen bir sessizlik varsa zenginsin.
Herkesin kalabalık sofraları olabilir; senin iç huzurun varsa bu yeter. Herkes yüksek sesle konuşabilir; sen içinden konuşabiliyorsan bu büyük bir nimettir. Kur’an-ı Kerim şöyle der: “Şükrederseniz artırırım.” Ben şükrün artan bir yöneliş olduğuna inandım. Sahip olduklarımı gördükçe çoğaldılar. Gördükçe derinleştiler.
İnsan bazen geçmişine bakar ve kendini suçlamaya meyleder. Ben bunu bıraktım. Geçmişimle kavga etmiyorum artık. Orada yaptıklarım, sustuklarım, yanlış anladıklarım var; hepsi beni bugüne taşıyan basamaklar. Hiçbiri boşa yaşanmadı. Her kırılma bana sınır öğretti. Her kayıp, bağ kurmanın değerini. Her yalnızlık, kendimle kalabilme cesaretini. Kendime şunu söylüyorum: O günkü aklın buydu, o günkü kalbin bu kadardı. Bugünkü bilincin o günlere kızmasın.
Değerlerime sadık kalmayı seçtim. İyi kalmaya, merhameti elden bırakmamaya, kalbimi sertleştirmemeye karar verdim.
Dünya hoyrat olabilir; ben nazik kalacağım. İnsanlar vefasız davranabilir; ben vefayı içimde yaşatacağım. Hız çağında yavaş yürümeyi, gösteriş çağında sade kalmayı, gürültü çağında sessizce derinleşmeyi öğrettim kendime. Çünkü insan kendini kaybettiğinde her şeyi kaybeder; kendini bulduğunda eksik sandığı her şey yerine oturur.
Şimdi içimde daha az öfke, daha çok anlayış var. Daha az isyan, daha çok teslimiyet. Kendime şunu da söylüyorum: Her şey kontrolümde olmak zorunda değil. Bazı yükleri Allah’a bırakmak da bir cesarettir. Her sorunun cevabını bilmek gerekmez; bazen sadece güvenmek yeter. Ben güvenmeyi seçtim. Hayatın bana getirdiklerine değil, beni nereye dönüştürdüğüne baktım.
Kendi ruhuma şöyle sesleniyorum. Güçlü olmak için her zaman dimdik durmak zorunda değilsin. Bazen oturmak, bazen ağlamak, bazen hiçbir şey yapmadan gökyüzüne bakmak gerekir. Her mücadele yumrukla verilmez. Bazı savaşlar kabullenerek kazanılır. Bazı zaferler vazgeçmekle gelir. Kalbin daraldığında nefesine dön. Zihnin karıştığında toprağa bak. İnsan olmak kusursuzluk değil, süreklilik ister.
Bu dünya hayatı değişmez. İnsanlar değişir, roller değişir, yüzler eskir; ama dünyanın tabiatı aynıdır. Sınar, eksiltir, bekletir, öğretir. Bu dünya hayatı hep geçicidir; sevinci de geçer, kederi de.
Hiçbir makam kalıcı değildir, hiçbir yara ebedî değildir. İnsan bazen adaleti göremez, bazen karşılığını alamaz, bazen susarak büyür.
Dünya, kimseye borçlu kalmaz; ama herkesi sabırla terbiye eder. Ben bunu kabul ettim. Dünya ile kavga etmiyorum artık. Onu olduğu gibi alıyorum. Çünkü anladım. Bu dünya hayatı, insanın kalbini cilalamak için kurulmuş uzun bir imtihandır.
İçimdeki yükleri azaltmak benim sorumluluğum. Kimse benim adıma hafifleyemez. Bu yüzden affetmeyi öğrendim. Affetmek hak vermek değildir; ruhumu serbest bırakmaktır. Kendime yük ettiğim eski cümleleri, başkalarının bıraktığı tortuları yavaş yavaş temizliyorum. Hafifledikçe genişliyorum.
Ve Peygamber Efendimiz’in “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın.” hadisi gibi… Ben bu sözü kendime uygulamaya karar verdim. Kendime karşı kolaylaştırıcı olacağım. İçimdeki sert dili yumuşatacağım. Hatalarıma öğretmen muamelesi yapacağım. Kendimi sürekli yargılayan iç sesi emekliye ayıracağım. Anladım ki insan kendine merhamet etmeden başkasına merhamet edemez.
Yolum uzun, acelem yok. Gösterişe ihtiyacım kalmadı. Alkış ta beklemiyorum. İçimde akan nehir bana yeter. Her gün kendime biraz daha yaklaşarak yürüyorum. Sahip olduklarıma sahip çıkarak. Acımı inkâr etmeden. Kederimi taşıyarak. Değerlerimi yere düşürmeden.
Ve yoluma böyle devam ediyorum. Sessiz ama kararlı. Yaralı ama umutsuz değil. Yorgun ama vazgeçmiş değil. Kendime sadık kalarak, kalbimi kaybetmeden, ağırlaşmadan derinleşerek…
Hâsılı insan dünyayı değiştiremeyebilir, ama dünyaya bakışını değiştirdiğinde kaderinin tonunu yumuşatır.
Ve kendime son bir telkin veriyorum:
Buraya kadar geldin; Ayakta kaldın, kalbini kaybetmedin. Şimdi biraz dinlen ve sonra yine devam edersin.
Öyle ki insan, kendine sadık kaldığı sürece yolunu kaybetmez.

Bâki selâm ve sevgilerle…

Yazar Hakkında

Adı Soyadı:

Mesleği:


Tema Tasarım |